ANA SAYFA > Yazarlar > İmbat MUĞLU > TÜRKİYE- SURİYE İLİŞKİLERİ

TÜRKİYE- SURİYE İLİŞKİLERİ

İmbatMUĞLU
Sosyal Medya :
26 Ocak 2019, Cumartesi 6:52
406 kez okundu

 

 

 

 

 

Tarihsel süreç içerisinde Türkiye’nin Suriye politikasının su sorunu, Hatay meselesi, Hafız Esad’ın PKK’ya verdiği destek ve Öcalan Krizi bağlamında gergin bir süreçten geçtiği görülmektedir. Öcalan Krizi’nin Adana Protokolü’nün imzalanmasıyla birlikte çözüme kavuşması Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkilerin gelişimi için kırılma noktası olmuştur.

Türkiye’nin Suriye ve daha geniş çerçevede Ortadoğu politikasındaki asıl değişken paradigma ise 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle yaşanmıştır. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından geliştirilen “komşularla sıfır sorun” prensibi kapsamında Ortadoğu’da çok daha aktif bir bölgesel politika benimsenmiştir. Bu bağlamda Suriye ile olan ilişkilerin gelişimi de olumlu bir ivme kazanmıştır.Türkiye  ile  Suriye  arasındaki  ilişkiler  uzun  süren  olumsuz süreçlerin ardından 16 Eylül 2009 tarihinde imzalanan, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi  Anlaşması ile somut  bir  düzelme göstermeye başlamıştır. 

13 Ekim  2009’da  Türkiye-Suriye  Yüksek  Düzeyli  Stratejik  İşbirliği  Konseyi  1. Bakanlar  Kurulu  toplantısı  gerçekleştirilmiş,  böylece  başlayan  sürecin  emin adımlarla  ilerlediği  inancı artmıştır. Arap Baharının Suriye’ye yansımasıyla birlikte başlayan rejim karşıtı gösteriler Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeniden gergin bir döneme girildiğinin sinyallerini vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti  Başbakanı Recep  Tayyip  Erdoğan,  6 Şubat 2011’de Beşar Esad’a; yaşanan Arap Baharından kaçış olamayacağını, bu sürecin eğer bir değişime içine girmez ve muhaliflerle barışmazsa Esad’ı da vuracağını söyleyerek, o güne dek olumlu giden Suriye-Türkiye ilişkilerinde bir sapma olacağının ilk işaretini vermiştir Türkiye, Suriye’deki olaylarla ilgili başta çok net bir tavır takınmasa da daha sonra demokrasi ve özgürlükten yana olduğunu belirterek Beşar Esad’a halkın taleplerini karşılayacak şekilde reformlar yapması tavsiyesinde bulunmuştur.

Türkiye,  Dışişleri  Bakanı Ahmet Davutoğlu  kanalıyla  Esat’a, durumu kontrol altına alması ve Arap Baharından etkilenmemesi için üç talep iletmiştir: (1)  Uzun  zamandır  uygulanan  olağanüstü  halin  kaldırılması  ve  muhalefetin barışçıl  gösterilerine  izin  verilmesi,  (2)  Suriye’de  yaşayan  Kürtlere  kimlik verilmesi  ve  (3)  Ordunun  şehirlere  sokulmaması,  şehirlerde  polis  gücünün kullanılması. Ne  var  ki  Esad’ın  bu  talepleri  dinlerken  gösterdiği  soğukkanlı duruş, bir  kabullenmeyi  ve  Türkiye’nin önerdiği çizgiye  geçmeyi  beraberinde getirmemiştir.Esad ise Suriye’de, Tunus’ta başlayan halk isyanlarının Zeynel Bin Abidin’in görevden ayrılıp ülkeden kaçmasıyla sonlanması, Mısır’da Hüsnü Mübarek’in istifa etmesi, Libya’da Muammer Kaddafi’nin görevi bırakmak zorunda kalıp halkı tarafından öldürülmesi ile Bahreyn ve Yemen örneklerinde görüldüğü gibi köklü bir değişiklik yaşanmasına izin vermemiştir. Kırk yıldan fazladır Esad Ailesi tarafından yönetilen Suriye, Arap Baharını tersine çeviren rüzgâr konumundadır.

Suriye’deki ayaklanmalar kısa süre içinde bir iç savaşa dönmüştür.Arap Baharının diğer ülkelerde görülen yansıması Esad’ın kısa sürede gideceği yönünde olmuştur fakat Türkiye “Esad’sız bir Suriye” politikasında yalnız kalmıştır. Zira ABD, Fransa ve Rusya gibi önemli rol sahibi ülkelerin seçim çalışmaları Suriye’ye gösterilen uluslararası ilgiyi azaltmıştır.Türkiye 2011 yazından itibaren muhalifleri desteklemeye başlamıştır. 2011 yılının sonu itibariyle Türk kamuoyu Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında “yeniden güvenlikleştirmenin” gerekliliğine ikna edilmeye çalışılmıştır. Bu dönemin diğer bir özelliği ise artık Suriye’yi kimin yöneteceğine değil Suriye’nin nasıl yönetileceğine odaklanılmış olmasıdır. Suriye’de şiddetin durdurulması için Haziran 2012’de ilk uluslararası zirve olarak Cenevre görüşmeleri başlamıştır.Krizin ilk aylarından sonra 2012 itibariyle göçmen akımı hızla başlamıştır. Türkiye, Suriyeli göçmenlere kapılarını en fazla açan ülke olmuştur. 2012 yılından bu yana ülkemizdeki Suriyeli göçmen sayısı 3,5 milyonu geçmiş durumdadır.

Suriye’nin 20 Ekim 1998’de altına imza koyduğu ve PKK başta olmak üzere teröre verdiği desteği resmen kestiğini ilan ettiği mutabakat.

Suriye’nin taahhütleri şöyle:

1-Abdullah Öcalan ve PKK unsurları Suriye’ye sokulmayacak.

2-PKK kamplarının faaliyetleri yasaklanacak.

3-Suriye’deki PKK’lılar adalete sevk edilerek yargılanacak.

4-Suriye topraklarında Türkiye aleyhtarı faaliyetlere izin verilmeyecek.

5-Suriye, PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul ediyor.

6-PKK’nın Suriye’deki ticari faaliyetlerine izin verilmeyecek.

7-İki ülke güvenlik makamları arasında doğrudan telefon hattı kurulacak.

8-İki ülke arasında, Suriye’nin taahhütlerini denetlemek için, özel bir mekanizma oluşturulacak. Bu çerçevede Türkiye, Suriye’ye iki gözlemci gönderecek.

9-Suriye ile Türkiye arasında 1998’de imzalanan Adana Mutabakatı antlaşmasının gizli belge mahiyetindeki şartlarına göre Türkiye’ye Suriye’de sınır ötesi operasyon hakkı tanındı. Gizli tutulan madde, Suriye’den Türkiye’ye yönelik olası bir terör saldırısı durumunda, Suriyeli yetkililerin iznine gerek olmadan, Türk askerine operasyon yetkisi veriyor.

Putin'in 21 sene önce imzalanmış ancak 2011'den bu yana işlerliği olmayan mutabakatı gündeme getirmesinin iki temel amacı olduğu kaydediliyor.

Birincisi, son dönemde askeri hazırlıklarını tamamlayan Türkiye'nin tek taraflı bir müdahaleye kalkışıp Suriye sınırları içinde yeni bir cephe açmasını ya da ABD ile anlaşarak güvenli bölge oluşturmasını önlemeye çalışmak.

İkincisi, güvenlik kaygılarına saygı gösterdiği Türkiye'ye terörle mücadelede en doğru yolun Suriye yönetimi ile iletişim kurmak olduğu mesajını verirken, Suriye yönetimine de Türkiye'ye dönük terör tehditlerini önleme taahhüdü anımsatmak.Artık Suriye krizinin yeni bir evrede olduğunu söylemek mümkün ve bu yeni evrede Türkiye geride bıraktığımız yıllara nazaran daha güçlüdür: Birincisi askeri olarak Suriye’nin bir çok bölgesinde varlık göstermesi Türkiye’nin soruna müdahil olan aktörler tarafından dikkate alınmasını zorunlu kılıyor. İkincisi Suriye krizinin siyasi çözümü aşamasında Türkiye bundan sonra öyle ya da böyle bütün süreçlerin asli unsurlarından biri olacak.

Bu bağlamda muhalifler üzerinde sahip olduğu etki ve kontrol Türkiye’nin pozisyonunu bütün taraflar açısından daha anlamlı hale getirmiş durumda. Üçüncüsü ise Türkiye’nin PKK/PYD/YPG’nin Fırat’ın doğusundaki varlığına müsaade etmeyecek olmasının Türk-Amerikan ilişkilerinde belirleyici olacak olması.Türkiye’nin sahadaki askeri varlığı, muhaliflerle olan sıkı ilişkisi ve Rusya-Avrupa-ABD arasında kurduğu bağlantıyı sahaya başarılı bir şekilde yansıtabilmesi Suriye krizinin siyasi çözümünde Ankara’yı en önemli adreslerden biri haline getirecek.

Türkiye sahanın gerekliliklerini yerine getirdikçe jeopolitik oyunda asli oyunculardan biri haline geliyor.Rusya ve Türkiye, Suriye iç savaşının sona erdirilmesi konusunda başlattıkları Astana ve Soçi görüşmeleriyle diplomatik açından da başarı kazanmışlardır.

Suriye’deki iç savaşta sıcak çatışmalar durma noktasına gelmiş ve Suriye’den Türkiye’ye mülteci akını kesilmiştir. Hatta Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla oluşturulan güvenlikli bölgelere Türkiye’den geri dönüşler başlamıştır. Suriye iç savaşında çatışmaların sona ermesi Türkiye, Rusya ve İran arasında varılan mutabakat sayesinde mümkün olabilmiştir.Suriye halkı Amerika, Rusya gibi bölgeye ilgi duyan büyük güçlerden göremediği desteği Türkiye’de bulmuştur.Türkiye, Suriye görüşmelerinde Suriye halkının talepleri ve Suriye’nin geleceği konusunda arabuluculuk rolüne üstlenirken halihazırda bölgesel ve bölge dışı tüm aktörlerden farklı olarak rejim karşıtı politikası ile riskli bir sorumluluk altında bulunmaktadır.

                                                                                  Dr.İmbat MUĞLU

 


PAYLAŞ

Yazara Ait Diğer Makaleler

16.10.2019 SURİYE’NİN YARINI

09.10.2019 EY FIRAT

23.09.2019 TARİHE İZ BIRAKAN “AKSAÇLI”

23.09.2019 DÜNYA TEKNOFEST’TE

17.09.2019 Suriye’nin Birliği İçin Üçlü Zirve

09.09.2019 ACININ DİLİ TEKDİR

02.09.2019 ÇIKMAZ SOKAK SURİYE

25.08.2019 GÜVENLİ BÖLGE

31.07.2019 ATA YADİGARI TOPRAKLARDA FETÖ

13.07.2019 DÜNYANIN ACİL KODU S-400

11.07.2019 Srebrenitsa Katliamı…

08.07.2019 NATO KAFA NATO MERMER

05.07.2019 S-400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİ

19.06.2019 BAŞARAMADILAR BAŞARAMAYACAKLAR!

23.05.2019 YOK ARTIK !

20.05.2019 19 MAYIS BAĞIMSIZLIK DİRENİŞİ

16.05.2019 İTİRAFÇI TERÖRİSTLERE PARA ÖDÜLÜ

13.04.2019 Şehit Esma el-Biltaci

11.04.2019 GÜVENLİ BÖLGESİZ BİR SURİYE

08.04.2019 ORTADOĞU’DA OLMANIN BEDELİ

25.03.2019 KOD ADI GOLAN HEDEF BÜYÜK İSRAİL DEVLETİ

21.03.2019 ‘’Bir aşk hikayesi;Tunceli...’’

18.03.2019 Dünya tarihini değiştiren savunmamın adıdır ÇANAKKALE...

17.03.2019 16 MART 1988 HALEPÇE KATLIAMI

04.03.2019 DERİN YARANIN ADIDIR 28 ŞUBAT

12.02.2019 ABD VE AVANESİNİN ÇELİŞKİLERLE DOLU SURİYE POLİTİKASI

05.02.2019 SURİYE İÇİN ZAMAN BOLİVYA SAATİ

30.01.2019 ÜNİVERSİTELERE PAPAĞAN ALMAYIN !

15.01.2019 ABD’NİN SURİYE TUTARSIZLIĞI

13.01.2019 BABA ÖZLEMİ

23.12.2018 TARİHİN EN BEYAZ GÜNÜ SARIKAMIŞ

08.12.2018 SON EVRENSEL İMPARATOR SULTAN II.ABDÜLHAMİT HAN

02.12.2018 ERZURUM MİNİ DÜNYA KUPASINI ERZURUM YÜKSEK İRTİFA KAMP MERKEZİNE İSTİYOR

28.11.2018 FIRAT'IN DOĞUSU NERESİDİR VE NEDEN ÖNEMLİ?

14.11.2018 FIRAT'IN DOĞUSU NERESİDİR VE NEDEN ÖNEMLİ?

09.11.2018 ÖDÜL ALAN TERÖRİST

28.10.2018 BİZİM CUMHURİYET..

22.10.2018 Kundaktaki Bebekten Korkan İnsanlık Düşmanı PKK’nın Katil Yüzü

30.09.2018 Kadim Şehir Cizre

18.09.2018 12 EYLÜL GELECEĞE DARBE YAPTI

10.09.2018 9 EYLÜL’de ’’Megalo İdea’’ DENİZE DÖKÜLDÜ


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor